DELİKANLIM İYİ BAK YILDIZLARA

 

 

Nazım’ın şiiri.

Deniz’inde, Deniz Gezmiş’inde her ortamda dinlediği şiir.

Delikanlım iyi bak yıldızlara diyor, belki o yıldızları bir daha hiç

göremeyebilirsin.

Bu yazı ile ilgisi yok, içimden öyle geldi.

Haksız, usulsüz, düşünce suçundan dolayı özgürlükleri elinden alınmış insanları düşününce yapıştı dilime.

 

Yurt dışı bir seyahat ayarlamış bir dostum.

Bedavadan.

O kadar olacak.

İspanya ve Portekiz.

 

Samizdat’ı okumak için almıştım seyahate çıkarken.

Soner yalçın’ı.

Dostoyovskilerimi de koydum.

Okurken belki sıkılırım diye.

Uçakta elimi atınca o geldi.

Samizdat.

 

Okuyunca bırakamadım.

Ne İspanya ne Portekiz.

Samizdat’tan beni alıkoyamadı

Bırakamadım elimden.

Ve daha Portekiz’e geçmeden bitirdim ,

kitabı.

Soner Yalçın kendisine açılan davayı,hapiste yaşadıklarını,siyasi davalardan dolayı hapiste yatanların hikayelerini,görüş günlerini,kendi arkadaşlarının,gazetecilerin hakkında yazdıklarını, TV lerde atıp tutmalarını tiraji komik bir biçimde anlatmış.

Beş yüz sayfa cıvarında ama kolayca okunan, elden bırakılmayan güzel bir kitap Samizdat.

Aydınlarımız da var Samizdat’ta.

O ne kokan ne bulaşan aydınlarımız.

Her dönemin adamı aydınlarımız.

Yabancıların gözüne girmeye çalışan, kitapları biraz daha fazla satsın diye ülkesini kötüleyen Aydınlar.

Bu gün yaşadıklarımız da kalemlerinin payı olan Aydınlarımız.

 

Bir de gazeteciler.

Yalaka, yağcı, her daim her türlü iktidarın dümen suyunda giden anlı şanlı gazeteciler. Konuşma şansı olmayan,dört duvar arasına atılmış Soner Yalçın gibi arkadaşlarını,meslektaşlarını TV lerden,gazetelerden yargısız infaz yapan,gammazlayan, aşağılayan gazeteciler.

Onlara, gazeteci bile demek gelmiyor içimden.

 

Ve gözlerim yaşardı Portekiz’de.

Ne zor iş ülkeni, vatanını sevmek.

Hep aynı şeyler.

Zaman değişmiş, ama çektirilen çile ve zulüm değişmemiş.

Bu ülkede düşünen, üreten, yazan insanların kaderleri.

Şeyh Bedrettin’den bu güne.

 

Soner Yalçın iyi yetişmiş bir aydın.

Kitabı okurken bunu fark ediyorsunuz.

 

 

Bu gün o da  diğerleri gibi bir eli yağda bir eli balda sürdürebilirdi hayatını.

Çocuklarının hasretiyle dört duvar arasında geçirmezdi günlerini.

Ama aydınlanma savaşçısı olmak öyle kolay iş değil.

Dört duvar arasındayken bile durmuyor, yazıyor, üretiyor.

Ve yazdıkları en çok okunanlar listesinde.

Bir de yaşadıklarını, çektiği eziyeti mizah konusu yapabiliyor.

Dalga geçiyor adeta.

İyi ki Soner Yalçın var. İyi ki Soner Yalçın’lar var.

Boşuna ona kaya gibi, dimdik adam demiyorlar.

Facebook'ta Paylaş